Amsterdam…

12. yüzyılda Amstel Nehri kıyısında bir balıkçı kasabası olarak kurulan, daha sonra zamanla Avrupa’nın en önemli liman kentlerinden biri haline gelen, günümüzde ise Avrupa’nın alımlı, özgürlükçü, fütursuz ve eğlence düşkünü yüzü !

Amsterdam’a ilk kez gittiğinizde hemen dikkatinizi çekecek detaylardan birisi dünyanın her yerinden birçok farklı ülkeden gelen insanların sokakları doldurduğudur. Amsterdam, Avrupa’nın kolay erişilebilir bir noktasında olması nedeniyle Avrupalı gençlerin buluşma noktası bir nevi. Paris’ten, Londra’dan, Brüksel’den, Kopenhag’dan ve Almanya’nın çeşitli şehirlerinden gençler tren istasyonundan şehre karışıyorlar mütemadiyen. Tabii uzakdoğulu, Amerikalı ve diğer ülkelerden gelen turistleri de unutmamak gerekir. Bu sebebten Amsterdam’da kendinizi turistik bir şehirde hissediyorsunuz her daim, çünkü yabancılar şehrin ahalisinden daha çoklar.

Neyse, biz gelelim yazımızın ana konusuna. Öncelikle zaman planlamasında Amsterdam gezisi için ideal olanı 3 gün ayırmanız olacaktır. Üç gün içersinde iyi bir planlamayla, çok ta yorucu olmayan bir tempoda şehri layıkıyla gezebilirsiniz.

Amsterdam’da Rembrandt, Van Gogh gibi dünyaca meşhur ressamların birbirinden çarpıcı eserlerini çıplak gözle görme fırsatı yakalıyorsunuz. Özellikle Rembrand’ın en önemli eseri kabul edilen, ışık kullanımı harikulade devasa ”Nightwatch – Gece Bekçisi” tablosu sizi fazlasıyla etkileyecektir. Ayrıca Rembrandtplein’da bu tabloda tasvir edilmiş karakterlerin heykellerinin dizildiği küçük bir meydan var ki onu da görmelisiniz.  Müze olarak; oldukça geniş bir koleksiyona sahip olan Rijksmuseum, Van Gogh Müzesi, Rembrandt Evi, Anne Frank Evi ilginizi çekecektir. Ayrıca Bira Fabrikası ve Müzesi ile Seks Müzesi de turistlerce yoğunlukla ziyaret edilen müzeler.

Amsterdam’da müzeler dışında şehrin 17. ve 18. yüzyıldan günümüze ulaşan geleneksel mimarisi de başlıbaşına şehre ayrı bir güzellik katarak sizi etkiliyor. Kanallarla içiçe geçmiş tarihi doku size bambaşka bir ambians yaşatıyor, şehrin her yanını keşfetme isteği uyandırıyor. Bunun dışında Amsterdam’da yer sıkıntısı nedeniyle kanal kenarlarında park halinde duran boathouse’lar (yüzen evler) göreceksiniz. Eminim ilginç görünecektir ama kısa sürede gözünüz alışıyor. Hatta bu evlerin bazıları internette kiralanmakta. Özellikle en az 3-4 kişilik bir grupsanız bu ilginç deneyim sizin için ekonomik bir seçenek te olabilir (google’da ”amsterdam boathouse rent” yazarak ilgili sitelere erişebilirsiniz) .

Tabii Amsterdam deyince adı Amsterdam ile özdeşleşmiş ”Red Light District” ten de bahsetmeden olmaz. Kırmızı Işık Bölgesi anlamına gelen bu yerde kanal boyunca sıralanmış seks tiyatroları (:?!!!) , show ve kabere salonları, gece kulüpleri ve seks shoplar var. Bir de camekanından dans edip müşterilerini içeri çekmeye çalışan hayat kadınlarının küçük odaları var. 17. yüzyılda Amsterdam’a gelen gemicilerin cinsel ihtiyaçlarını belirli bir bölgede ve kontrol altında sağlanması için hayat kadınlarının toplatıldığı bu bölge günümüzde Amsterdam’ın en önemli turistik değerlerinden biri haline gelmiş durumda. Kadını erkeği, yaşlısı genci Red Light’ta dolaşıp merakını gideriyor. Bir son bilgi de yakın zamanda kapatılmasının gündemde olduğu.

Son olarak ta Amsterdam’da sınırlı miktarda uyuşturucu kullanımının yasal olmasından da bahsetmek gerekir. Amsterdam’da coffeehouse yazan kafelerde haşhaş, marihuana içeren ürünlerden deneyebilirsiniz. Tek başınıza gitmemenizi ve ilk defa deneyecekseniz garsonlara danışarak tercihte bulunmanızı öneririm.

Gelelim gezi planlamanız ile ilgili önerilerime. Amsterdam’a gidecekler için ilk önerim Dam Square (Dam Meydanı) yakınında bir otele rezervasyon yaptırmaları olacaktır. Bu sayede şehrin kalbi Dam Meydanı ile birçok görülmesi gereken yapıya yürüme mesafesinde olabilirsiniz.

İkinci önerim I AMSTERDAM adında bir kart var. Bu karttan temin edip (Tren İstasyonu’nun karşısındaki Tourism Information ofisinden alabilirsiniz) bir gün bu kartın nimetlerinden faydalanmalısınız. Bu kart ile gün içersinde istediğiniz kadar otobüse binebilir, müzelere girebilir ayrıca 1 kanal gezisine katılabilirsiniz. Eğer en az 2 müze gezer, kanal turu da yaparsanız kart sizin için oldukça kazançlı olacaktır. Bir diğer önerim ise en az 1 gününüzde bisiklet kiralayarak şehri gezmeniz olacaktır. Zaten şehirde binlerce bisiklet göreceksiniz. Özellikle şehrin yerlileri günlük hayatlarında bisikleti fazlasıyla kullanıyorlar. Bisikletliler için yollar, trafik ışıkları, park yerleri ile Amsterdam tam bir bisiklet ile gezi şehri. Çok keyif alacağınıza eminim. Tren İstasyonu’nun sol tarafında bitişikte şehrin en büyük bisiklet kiralayacısı Mike’dan kiralama yapabilirsiniz. (Amsterdam’da bisiklet hırsızlığı sık görülüyor o nedenle kiralama esnasında dilerseniz bir miktar ekstra ödemeyle sigortalı kiralama seçeneğini seçebilirsiniz) . Son önerim de gitmeden önce şehirdeki festival, event, organizasyon, konser gibi aktiviteleri takip etmeniz olacaktır. Amsterdam 12 ay yaşayan bir şehir ve devamlı organizasyonlar oluyor. Ben ilk gittiğimde Rembrandt’ın 400. doğumgünü etkinlikleri, ikinci gidişimde ise Jazz Festival vardı. Gittiğiniz döneme denk gelen bir organizasyona katılmak Amsterdam günlerinizde güzel bir hatıra olarak yer edinecektir.

Son olarak 3 günlük bir gezi planlaması yapalım:
1.gün :  Dam Square ve çevresi, Merkez Tren İstasyonu ve çevresi, Rembradtplein, Rembrandt Evi, Anne Frenk Evi
2.gün :  Kanal turu , Rijksmuseum, Van Gogh Museum
3.gün : Bisikletle şehir turu, Amstelpark’ta gezinti

Bir gün Amsterdam’a giderseniz bu güzel şehrin keyfini fazlasıyla çıkarın, bol bol gezin.

Keyifli gezmeler…

Gökhan Özkan

 

  • Amsterdam turu programlarını incelemek için tıklayınız.
  • Size özel Amsterdam turu organize etmemizi isterseniz yada Amsterdam turu programlarımızdan birine katılmak isterseniz bize 02163495519 yada 05322948112 nolu telefonlardan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir